Tag: Dobruca

  • Köstence’deki Kraliyet Rezidansları ve Tarihçeleri

    Köstence’deki Kraliyet Rezidansları ve Tarihçeleri

    Hayatlarında gerçekten önemli, yııllar sonra hatırlanacak şeyler yapanlara hayranlık duyuyorum. Ve söz Kraliyet ve bize bıraktığı mirastanm açılmışken, Kraliçe Elisabeta’nın sözlerinden en çok sevdiğim birini akraıyorum: ”Biz gerçekten Tanrı’ya benzetilerek yaratılmışsak, biz de yaratıcı olmalıyız”. Köstence’de bulunan kraliyetv rezidansları 100 yılı aşkın süredir meşhur mimarilere merak duyanların ilgilisi çekmiştir. Çok sayıda örnek verilebilir ancak ben sadece Kral I.Carol’un ekonomik kalkınması konusunda net bir vizyonu olan Dobruca bölgesine değineceğim. O zamandan beri yüzyıl geçtiğini düşünürsek, gayretin ne kadar takdire değer olduğunu anlarız.

    Köstence’deki Kraliyet Sarayı

    Resedintele regale din ConstantaKöstence’deki ilk kraliyet rezindansı 1903 ılında merkezi makamlar tarafından yapıldı. 1905 yılından itibaren Kral I.Carol’un vefatına kadar sık sık Köstence’ye gelen Kraliyet ailesi için bir saray yapıldı. Kraliyet sarayının projesi mimar Grigore Cerchez tarafından çizildi, Köstence’deki Gazino binasını yapan Daniel Renard bazı değişiklikler getirdi. Art-Nouveau unsurları katıldı: cumba tipi balkon, köşedeki kule, yüksek pencere ve açıları yumuşatan yuvarlak hatlar. Kraliyet rezidansı Birinci Dünya Savaşı sonrasında Adalet Bakanlığı tarafından satın alındı ve bir süre Temyiz Mahkemesi binası olarak kullanıldı.Halihazırda bina milli tarihi eser statüsündedir, Köstence Mahkemesi binası olarak kullanılıyor. Ancak Kraliçe Elisabeta’ya bu saray çok büyük göründü, eşinin kendisine bikaç yıl sonra hediye ettiği Kraliyet Yazlığını tercih etti.

    Kraliyet Yazlığı, Kraliçe Elisabeta’nın eşi Kral I.Carol’dan hediyesi

    Resedintele regale din ConstantaKral I.Carol Dobruca’ya yönelik gerçek anlamda bir ulusal projesi vardı ve bu proja kapsamında eşsiz yapılar ortaya çıktı: Cernavodă Köprüsü ve Köstence Limanı. Ayrıca, Köstence Limanındaki inşaat işleri müdürü olan Anghel Saligny ile birlikte Kral I.Carol Kraliçe Elisabeta’ya bir sürpriz yapmayı planladı. Köstence Sanat Müzesi Müdürü Doina Păuleanu’nun anlattıklarına göre 1910 yılında Kraliçe için vapur şeklinde bir ev yapmaya karar verdiler. Kraliyet Yazlığı projesinde teras bölümüne büyük önem verildi. Kraliçe çok sevdiği denize açılan terasta uzun zaman geçirir, gecelerini bile terasta yazı yazarak geçirirmiş. Limana giren ve çıkan gemileri de beyaz bir mendil sallayarak selamlıyormuş. Kraliçe Elisabeta 1911 yılında açılan yazlığını çok kısa bir süre kullandı; eşi Kral I.Carol’un vefatından kısa bir süre sonra kendisi de vefat etti. Kraliçenin güçlü şahsiyeti, Karadeniz’e olan sevgisini ve sıradışı zekası ile ilgili detaylar bu makalede anlatılmıştır.

    Kraliyet Yazlığı „Kraliçenin Kuş Yuvası” oldu

    Cuibul Reginei ConstantaKraliyet Yazlığı sıradaki kral ve kraliçe olan Ferdinand ve Maria’ya geçti. Kraliçe Maria çocukları ile birlikte yazlık sarayına birçok defa gitmiş, binayı modernleştirilmiş ve adını ”Kraliçenin kuş yuvası” koydu. Kraliçe „kuş yuvası” fikrini çok severdi, evlerini kendi çizim ve dekorasyonları ile güzellştiriyordu. Kraliçenin ilk yuvası Sinaya kasabasında Pelişor Sarayı’nın yanına yapıldı. Kraliçe Maria bu yuvaya ısınmaya vakit bulamamış çünkü Mamaia tatil beldesindeki saraya ve kumsalına aşık oldu.

    Mamaia’daki Kraliyet Villası, Kraliçe Maria’nın projesi

    Castelul Reginei MariaKraliyet Yazlığı bir elektrik arızası nedeniyle yandı ve tekrar yapıldı ancak o dönemde „Mamaia Kaplıcaları” tatil bldesi çok daha ilginç bir bölge oldu. Açılışı 1906 yılında yapıldı ve 1923 yılında deniz kenarında at binerken Kraliçe Maria orada bir kraliyet vilası yapmaya karar veriyor. İnşaat işleriyle yakından ilgilenmesi ve birçok çizimini kendisinin yapmasına rağmen Kraliçe Balçik kasabasını keşfetti ve oraya aşık oldu. Balçik’te etrafı güzel bahçelerle çevrili bir saray yaptırdı ve bütün yazlarını orada geçirdi. Mamaia’daki Kraliyet Vilasının inşaatı tamamlandığında Kraliçe Maria 1937 yılında Balçik’e taşındı ve Mamaia’daki villayı ana-kraliçe Elena’ya ve kısa bir süre içerisinde tahta çıkan veliaht Mihai’a bıraktı.

    Castelul Reginei MariaDobruca ile Kraliyet ailesi arasında çok ıkı bir bağ olmuştur. Kral I.Carol 1878 yılında Osmanlı hakimiyetinden çıkan ve Romanya ile tekrar birleşmiş olan Dobruca bölgesini Anavatana bağlamaya ve modernleştirmeye çalıştı. Zamanın Köstence’si sakin, unutulmuş bir köy gibiydi. Liman olarak değerlendirildi çünkü Kral ”Deniz olmaz ise ülkemizin ticari, ekonomik, hatta kültürel ve manevi imkanları çok kısıtlı olur” firkindeydi.

     

  • Dobruca geleneksel evleri günümüzde çok az bulunuyor

    Dobruca geleneksel evleri günümüzde çok az bulunuyor

    Dobruca’daki geleneksel evlerde tereyağ dövme aleti, su kabı, ahşaptan yapılmış büyük kaşıklar, kilimler, bezler, evde yapılmış kumaşlar ve günümüzün teknolojisi nedeniyle unutulmuş olan birçok eşya vardı. Bugün bu objelerin bir kısmını dedelerimizin köydeki evlerinde görüyoruz, bazılarını sadece anlatılanlardan biliyoruz. Köstence Etnografya Müzesinde, hayatın daha basit ve geleneklerin güçlü oldukları eski zamanlarda nasıl yaşandığını ve nasıl yemek yapıldığını görebiliyoruz.

    Geneleksel Dobruca Evi

    Geleneksel Dobruca evinin üç ayrı bölümü vardı: „temiz oda”, sobalı mutfak ve ailenin günlük hayatını sürdürdüğü gündelik oda.

    1900 yılına kadar Dobruca’daki evler küçük, mutfak ve oturma odası olarak sadece iki odadan oluşuyordu. Dobruca’nın Güneyindeki evler uzun süre araştıran Köstence Etnografya Müzesi görevlisi Cerasela Dobrinescu zaman içerisinde üç odalı Dobruca geleneksel evlerinin üç odalı evlere döüştüklerini anlatıyor.

    Gospodarie traditionala JuriLotcaAyrıca bütün evlerde dış cepheyi kısmen veya tamamen kapatan bir veranda vardı. Tuna nehrinin sağ kıyısında bulunan köylerde Romen örf ve adetleri saf bir şekilde muhafaza edildi, Dobruca geleneksel halk kıyafetini de bu köylerde görebiliriz. Dobruca birçok etnik grubun birarada yaşadığı bir bölge, uzum zaman Osmanlı hakimiyeti altında olmasına rağmen örf ve adetlerin halen devam ettiği köyler var. Sözkonusu köyler Ostrov, Oltina, Satu Nou, Negureni, Băneasa, Saraiu, Seimeni, Topalu ve Tuna kenarındaki diğer yerleşim yerleridir.

    Mutfak

    Gospodaria dobrogeana obiecte in tindaMüzeci Cerasela Dobrinescu’ya göre mutfak ortada bulunan, yemek pişirmek için de kullanılan odaydı. Mutfakta hem erzak hem de köylülerin tarlaya çıkarken yanlarına yiyecek götürmek için kullandıkları kaplar bulunuyordu. Yemekleri pişirmek için kullanılan soba ve ekmek hazırlamak için kullanılan birçok eşya vardı. Dobruca’daki evlerin çoğunda halen yerli usüle göre yapılmış ekmek fırınları var.

    gospodaria traditionala dobrogeanaMutfakta üç ayaklı, temiz odadaki masadan küçük bir köy masası da vardı. Ostrov’da Osmanlı stilinde olan bu masaya „sini” deniliyordu. Masanın etrafına toplanmanın belirli bir düzeni vardı. Her zaman üç ayaklı sandalyeler üzerinde oturulurdu. Masaya ilk olarak aile reisi oturuyordu, sonra çocuklar, kızlar ve evin hanımı en son yiyorlardı.

    Yaşam odası

    Odaia de locuit DobrogeaMüzeci Cerasela Dobrinescu’dan öğrendiğimiz kadarıyla ”temiz oda” veya diğer adıyla iyi, güzel odanın üç önemli eşyası vardı: yatak ve çeyiz sandığı ile üzerinde dini ikonlar bulunan Doğu duvarı. Bayramlık giysiler bu odada tutuluyordu, kızların çeyizi dahil, ailenin en değerli eşyaları bu odada tutuluyordu.

    Masa din camera curata DobrogeaTemiz odada bulunan özel masada çeşitli vesilelerle törenler yapılıyordu. Masanın üzerine serilen el yapımı örtünün üzerinde, dönemin tek aydınlatma objesi olan gaz lambası vardı.

    Temiz odadaki yatak

    Dobruca’nın Güneyinde yataklar ilk önce sıkıştırılmış topraktan yapılıyordu, ahşap yataklar daha sonra geldiler. Yüksek olmayan yatağın üzerine önce bir hasır serilirdi. Hasırın üzerine belirli bir sıraya göre döşek, çarşaf ve yatak örtüsü serilirdi. Kuru otlar veya taranmış yünden yapılmış döşeğin Romence adı Türkçe kelimeden alınmıştır: ”duşec”. O dönemde Müslümanların kullandıkları birçok kelime Romence’ye girdi. Çarşafın görülen tarafında işlemeler vardı, üzerine de örtü serilirdi.

    Gospodaria traditionala dobrogeanaYatağın yanındaki duvarda her zaman bir halı olurdu. Bazı köylerde aynı duvara düğünde hediye gelen işlemeli bezler de serilirdi. Geleneksel Dobruca duvar halısı he zaman yatağın olduğu duvarda, yatağın hizasındaydı.

    Yastıklar sosyal konumu gösterir ve düğünden önce oynanırdı

    Yatağın üzerine ve bazen duvara çeşitli ince kumaşlar serilirdi, eskidikçe yerlere serilirdi. Yatak boyunca birçok yastık konulurdu. Yünden yapılmış bu yastıklara Dobruca’da”căpătâie” (başlık) deniliyordu. Yasıtklar ilk başta kuru otla ve daha sonra yün ile doldurulurdu; temiz odada bulunan eşyaların ve yastıkların çok olması szökonusu ailenin sosyal konumunu ve ekonomik durumunu gösteriyordu. Birçok yastık, kızların çeyizi için hazırlanırdı.

    patul traditional dobrogeanYastıkların „oynandıkları” belirli bir gün vardı. Halay çekilirdi ve o hafta evlenecek olan kızın çeyizi sergilenirdi. Yastıklar kızın el işlerinde ne kadar becerikli olduğunu da gösteriyordu. Kızlar genç yaşta el işlerini öğreniyorlardı.

    Çeyiz sandığı

    Yatağın başında her zaman annenin gelin olarak geldiğinde getirdiği çeyiz sandığı veya evlenecek olan kızın çeyiz sandığı olurdu. Dobrucalıların evlerinde çeyiz sandığı olmazsa olmaz bir mobilya parçasıydı. Ailenin değerli eşyaları, bayramlık giyisiler ve evlenecek kızların çeyizi sandıkta tutulurdu.

    Lada de zestre Dobrogea1989 yılından sonra modern olmak ve Batı devletlerinin medeniyetine ayak uydurmak için birçok insan geleneksel halk kıyafetinden vazgeçtiler, eski eşyaları atıılar veya sattılar ve şimdi pişmanlık duyuyorlar. Ninelerimizin hazırladıkları o leziz fırın ekmeği de köylerde pek kalmadı. Evde yapılmış, kokusu tüm evi saran ve üzerine tereyağı sürerek sıcak sıcak yemek istediğimiz fırın ekmeğini yapmak yerine zamanımızda köylüler ekmeği hazır dilimlenmiş olarak bakkaldan satın almayı tercih ediyorlar.

  • Kral II.Carol’un „Avrusturya ekşileri”ni Murfatlar’daki tatlı şaraplarla nasıl değiştirdi

    Kral II.Carol’un „Avrusturya ekşileri”ni Murfatlar’daki tatlı şaraplarla nasıl değiştirdi

    Karadeniz ve Tuna arasında bulunan güneşli bölge Dobruca’nın üzüm bağları ile ilgili tarihi Daçyalılar zamanında başladı. Fazla şarap tüketiminden hoşlanmayan Burebista adlı kralın halkı şarap içmemeye teşvik ettiği rivayet ediliyor. Daçyalılar şarabı tanrıların hediyesi olarak gördüklerinden, şaraba çok düşkündüler. 2000 yıl önce Karadeniz’e sürgün edilen şair Ovidius Publius Naso’nun kederini bir kadeh şaraba boğduğunu unutmayalım. Ayrıca Dionysos veya birçok insanın Bacchus olarak bildiği şarap tanrısı da bu topraklarda doğmuş.

    Murfatlar üzüm bağları Dobruca’nın Romanya ile birleşmesi sonrasında kuruldu

    Dobruca bölgesinin Romanya ile birleştiği dönemde nüfusun çoğu Müslümanlardan oluşuyordu. 1878 yılında Kuzey Dobruca’da 71.000 Tatar, 49.000 Türk, 47.000 Romen, 30.000 Bulgar vardı, diğerleri Yahudi, Rum, Rus ve Alman idi. Adının „Murfat’lar / Murfat’ın çocukları” olduğunu düşünürsek, Murfatlar’da çok sayıda Müslüman yaşadığını tahmin etmek zor değil. Dobruca’nın Romanya ile birleşmesi ve Osmanlı hakimiyet dönemi sonrasında Murfatlar’daki üzüm bağları dikildi. Birçok kişiye göre Müslümanlar alkol kullanmadıkları için üzüm bağlarına ilgi duymadılar. 1880 yılında Murfatlar’da yapılan ilk üzüm bağı Amerika’dan gelen „filoxera” böceği nedeniyle uzun ömürlü olmadı.

    Kral II.Carol Murfatlar şaraplarına tutkundu

    Kral II. Carol Denizcilik Günü vesilesiyle Köstence’de yapılan şarap tadımı sonrasında Murfatlar şaraplarına aşık oldu. O zamanlar Fransız şarapları modası vardı, Chardonnay, Pinot Noir, Pinot Gris ve Merlot, genelde tatlı ve aromalı şaraplar. Kral II.Carol Murfatla’da üretilen şarabı o kadar çok beğenmiş ki ”Burada bu kadar güzel şaraplarınız varken bana neden Avusturya eşkilerini getiriyorsunuz?” diyor sormuş. O zamanlar krala Almanya ve Avusturya’dan şaraplar getiriliyordu ancak daha sonra Murfatlar Şarap Fabrikası Kraliyet Sarayının remsi şarap sağlayıcısı olmuştur.

    Murfatlar üzüm fidan çiftiliği nasıl Kraliyet ailesine geçti

    1907 yılında Romanya Devleti „Pepiniera Murfatlar”, yani ilk deneysel üzüm fidan çiftliğini kurdu. Fidan çiftliği, 1886 yılında Avrupa’daki tüm üzüm bağlarını yok eden filoxera böceği saldırısından sonra kurulmuş. Daha sonra, üzümlerin dayanlıklılığını artırmak için karmaşık çeşitler üretilmiş.

    1939 yılında Kral II.Carol fidan çiftiliğinin devletin mülkiyetinden kraliyet ailesine geçmesine karar vermiş. Murfatlar sakinleri „kraliyet bağı” olarak adlandırılan çiftlikte çalışmaktan şeref duymuşlardır. 1942 yılında üzüm bağları yeniden devlet mülkiyetine geçmiş ve araştırma merkezi kurulmuştur. Günümüzde Murfatlar, Kraliyet Sarayının resmi şarap sağlayıcısı değil.

    Murfatlar Şarap Koleksiyonu’ndaki en pahalı şişe 600 lei

    Murfatlar Şarap Fabrikası

    Murfatlar Şarap Koleksiyonunda bulunan en eski şaraplar 1950 yılnda yapılmıştır. Romanya Halk Cumhuriyeti’nin komünist lider Constantin Parhon tarafından yönetildiği zamanlarda üretilen şarabı tatmak isteyenler, bir şişe Chardonnay veya Pinot Gris için 600 lei ödeyecekler. 60 yıldan daha eski şaraplardan söz ediyoruz. Şarap koleksiyonu çok çeşitli, 1950 yılından 2000 yılına kadar yapılan birçok şarabı kapsıyor. 1976, 1978 ve 1979 stoklarının tükendiğini öğrendik. Kolleksiyonun en ucuz şarabı, 2000 yılında üretilen ve fiyatı 83 lei olan bir Merlot’tur.

    Murfatlar Araştırma Merkezi yeni tatlar üretiyor

    Müdür Aurora Ranca’nın anlattıklarına göre Murfatlar’daki Araştırma Merkezi’nin kurulduğu zaman, 111 yıl önce, 7 hektar üzüm bağı ve fidanlıkları vardı. Bu alan bugün 160 hektar’a ulaştı. Son yıllarda maddi sıkıntılar geçirdiği doğru, ancak bir yıldan fazla bir süredir durum düzeldi.

    Murfatlar şarap fabrikasının iftihar duyduğu iki ürün Colunma ve Mamaia şaraplarıdır. Columna beyaz, ekolojik, ilaçlanma yapılmayan bir toprakta yetişen üzümlerin elle toplanmmasıyla yapıldı. Mamaia adlı şarap 1993 yılında doğdu. Merlot, Băbească Neagră ve Muscat Ottonel çeşitlerinin karışımıyla elde edilen „rose” şaraptır.

    Müdür Aurora Ranca’dan Fransız üzümlerinin iklim, güneş ve kireçli topraknedeniyle Murfatlar’da çok iyi tuttuklarını öğrendim. Üzümler çok şeker biriktiriyor, o nedenle tatlı ve yarı-tatlı şarapların üretimine geçildi. Kral II. Carol’un Murfatlar’daki tadımda ilk içtiği şarabı merak ediyorsanız, cevap Chardonnay’dir.